Biyografi

Erol Deneç

1962 Tatbiki Güzel Sanatlar ( Misafir Sanatçı Anton Lehmden ile çalıştı.) Fantastik ekolün ilk Türk temsilcisi oldu.


1964 Pr.Fuchhs’un davetiyle Viyana’ya yerleşti ve ilk sergisini açtı.


1965-1968 yıllarında Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde Prof. Pauser ve değerli asistanı Hr. Vogel’in sınıfında fantastik çalışmalarını sürdürdü. Akademiye devam ederken Fantastik Ekol’ün ünlü sanatçılarıyla tanışıp onların çok sayıda sergisine iştirak etti. Aynı yıllarda resim ve heykel sempozyumlarına katıldı.


1971 Rudi Bohm, Erol Deneç hakkında belgesel bir film çekti. Bu film Viyana 20. yüzyıl Modern Sanat Müzesi’nde gösterime sunuldu.


1964-1973 Viyana’da ikamet edip Avrupa Kültür şehirlerine inceleme seyahatlerinde bulundu. Türkiye’de başladığı Klasik Türk müziği çalışmalarına keman ve ud ile devam edip, yanı sıra sitar ile Hint müziğine merak sardı.


1973 Viyana’da evlendi. Dört kızı bir oğlu oldu.


1973 İçindeki tabiat sevgisini keşfedip Alp dağları eteklerinde bir tepeye yerleşti. Çalışmalarını sürdürüp Avrupa’nın en önemli şehirlerinde devamlı sergilere katıldı.


1982 Avusturya televizyonu ünlü rejisörü Wolfgang Lezowsky, Erol Deneç’in belgeselini yaptı. Bu film, Avrupa’nın büyük şehir televizyonlarında gösterildi.


1989 yılında Türkiye’ye dönüş yaptı.


1991-1995 İstanbul Üniversitesi Kültür Merkezi’nde Resim Öğretmenliği yaptı. Burada eğitmenliğini üstlendiği öğrencileriyle 1995 yılında İFAR (İstanbul Fantastik Realite) grubunu kurdu. Üsküdar Emin Ongan Klasik Türk Musikisi Derneği’nde keman çalmaktadır.


1963’ten buyana açtığı sergilerin sayısı 150’yi geçmiştir. Çalışmalarına Moda’da ki atölyesinde devam etmekte olan sanatçının Albertina Müzesi, Belveder Müzesi, Viyana Şehir Koleksiyonu, Akbank Koleksiyonu’nda aralarında bulunduğu Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya ve Türkiye’de ki koleksiyonlarda birçok eseri bulunmaktadır.


Sunuş

Gönül kendindeki güzellikleri paylaşmak istiyor....


İnsanın kendi bedeninde taşıdığı, genetik dediğimiz elementlerden, türlü bilinç birimleri ile iletişim neden kurulmasın?


Evrenin minyatür modeli olan insan; sonsuz, sınırsız boyutlardaki hakikatlerin görüntüleri sanki görünmez bağlarla kendisine bağlıymışcasına algılamasaydı, düşünüp,tahayyül edebilir miydi?


Sürrealizm yahut onun yan kolu olan Fantastik Realizm madem ki göremediğimiz madde üstü bir realite, o zaman sürrealist bir sanatçı da madde görüntüleriyle kanıtlanamıyor. Evrenin derinliğine, mikro- makro kozmosun boyutlarına hayal kanatlarıyla uçmak istiyor, kabiliyetince, daha dürüst olmak gerekirse; fantastik sanatın bütün kaynağı biziz. Zaten sanat, kişinin kendisini aramak için bir yol değil midir? O zaman, en olağanüstü yolculuk kişinin kendi özbenliğine doğru olandır.


Fransız Gustav Moreau’nun manidar bir sözü vardır. “Ben, görünenin değil de görünmeyenin daha gerçek olduğuna inanıyorum.” Bir çok sürrealist sanatçı bu görüşte hemfikirdir.


Batı’da, bu ekolün babası Hieronymus Bosch’dan günümüze kadar geçen yüzyıllarda birçok Avrupa ülkesinde bu ekol, olağanüstü sanatçılar tarafından temsil edildi ve görsel sanatın bu dalında en güzel örneklerini verdiler.En son olarak 60’lı yıllarda başlayan ve dünyayı etkisi altına alan Wiener Schule’yi sayabiliriz.


Neden bu ekolün hiç modası geçmiyor? Cevap olarak deriz ki; kendini sürekli yeniliyor. Geçmişten kopuk değil, günümüze hitap ettiği gibi geleceğe de dönük. Ağacın kökleri ne denli derinlerdeyse; o güçle dallarını göklere uzatabiliyor.


Sanat eserini beğenen, aslında sanatçıyı beğendiğinin farkında mıdır? Bir başka deyişle kendini beğendiğinin bilincinde midir?


Mevlana der ki; “Güneşi metheden, kendini metheder. Gözü olmasaydı, güneşi görmezdi.”


Kendi özlerinden gelen davete uyup, gönül kendindeki güzellikleri paylaşmak istiyor.


Fantastiklerin eserlerini izleyip hayran olmamak, hayrete ve korkuya düşmemek ne mümkün? Korku! çünkü pek çoğumuz kendimizin bilinmeyen, doğaüstü, derin, sonsuz, kontrol edilemez güçlerimizin aktif hale gelme olasılığından ürker; bilmemeyi yeğleriz.


Dünya artık küçük geliyor insana. Uzaya açılıyor, elektromikroskopla daha önce varlığını tahayyül edemediği yeni görüntülerle karşılaşıyor. Dağların katmanlarını, denizlerin diplerini, daha da ilginci, kendi madde ötesi varlığını araştırıyor. Sanat görüneni yinelemek değil, hayal ile gerçeğin kavuşmasıdır. İnsanın kendi üst gerçeğini, öz gerçeğini araması, yönelinmesi gereken bir noktadır ve sanat bu yolda bir vasıtadır.


Fantastik Realizmi gülün gonca ve açılmış şekli gibi, aynı etkinliğin bir diğer safhası olarak görüyorum.


Bir çizgi noktalardan ibaretse, Fantastik çizgideki her sanatçı bir düşünce noktasını, boyutunu sergiliyor ama bu çizginin ne başı belli ne de sonu. Yelpaze çok büyük. Salvador Dali ile Picasso’nun sürreal eserleri arasında uzaktan, yakından hiçbir benzerlik yok, gene de aynı çizgi.


Sürrealizm gerçeğin ne dışında, ne de üstünde, gerçeğin ta kendisidir. Gözle görülen ve görülmeyen boyutların, evvellerin ve sonraların birbirine girdiği, zaman, mekan, akıl, mantık kaydından uzak, özgür bir sahne. O sahnede oynayan, duygulu, düşünebilen insandır. Evrenin merkezi olan ve her şeyi kapsayan o insan, kendini aramaktadır.


Susuz kalmış birinin suya hasretle koşması gibi, fantastik bir yaşam ya da sanat, şartların gereği bir denge unsuru olarak doğuyor. Türk resminde bugünkü dönemi Sürreal resim, Fantastik Sanata geçiş dönemi olarak görüyorum. Mağara devrinde başlayan yüzyıllar geçtikçe keşifler, icatlar makro ve mikro evrene yapılan yolculuklarla devamlı beslenerek değişen Sürrealizm, uzay çağında da devamlı elbise değiştirerek karşımıza çıkacak olduğundan, modası hiç geçmeyecektir.


Dünden Bugüne Erol Deneç Fantastik Realizm E-Kitap